16 yaşında Çarşı Takımı’nın kalecisi olarak futbolla tanışan Ekrem Karaberberoğlu, web sitemize konuk oldu. Sakarya futbolunun yanında, Türk futboluna kazandırdıkları ile heykeli dikilmesi gereken 83 yaşındaki bu genç delikanlı, evindeki siyah-beyaz eski fotoğrafları eline alıp, minicik masmavi gülen gözleriyle futbol hayatını anlatmaya başlıyor; “Boşnak Hafız Yusuf’un en küçük oğluyum. En büyük tutkum o günlerde Hilal Kulübü’nde oynayan abim gibi futbolcu olmak. Bir gün abim maçta ayağını kırınca, ailem benim de futbol oynamamı yasakladı. Ancak ben okul çıkışlarında mahalle arkadaşlarımla top oynamaya gider, akşam eve gelince de dayağı yerdim.
Kaleci Ekrem oldum
Bugünkü Sanat Okulu’nun bulunduğu yer eskiden Hilal Kulübü’nün sahasıydı. Bir gün Çarşı Takımı buraya maça geldi. O gün kalecileri rahatsızlanmış, beni kaleye aldılar. Ben kalede adeta kaplan gibiyim. Kendimi oraya, buraya atıyorum. Beni orada beğenmişler ve Ada Gençlikspor’a kaleci olarak aldılar. Adapazarı o yıllarda Kocaeli’nin kazası. Bölge maçları var. Kacaeli’nin en iyi kalecisi Rauf abi. Ama yaşı hayli ilerlemiş. O gün bana bir şans doğdu ve kaleye geçirdiler. İşte o gün ben Kaleci Ekrem oldum.
Askerde arkadaşlık başka
Daha sonra Ankara karması maç var. Maçın ilk yarısında kalede Rauf abi ve 3 gol yedi. İkinci yarıda hoca beni kaleye geçirdi ve maç 4-3 bizin galibiyetimizle bitti. O maç sonrasında Beşiktaş, Galatasaray gibi büyük takımlar beni istemeye başladı. Hatta Galatasaray Lisesi’nde okumam için destek olacaklarını söylediler. Babam okumam için buna izin verdi, ama annem ‘Ben senin yokluluğuna dayanamam’ deyip, ağlamaya başlayınca bundan vazgeçtim.
Bu arada abimin terzi dükkanı var ve ben arada ona yardımcı oluyorum. Askerlik geldi çattı. Ankara’ya askere gittim. Burada Jandarma Gücü’nde oynadım. Kocaelili, Tahtabacak İsmet isminde bir arkadaşım vardı. Jandarma Gücü’ne girmeme o vesile oldu. 2 yıl Jandarma Gücü’nde kalecilik yaptım. Askerde İzmirli Esat isminde bir arkadaşım vardı. O’nun emeklerini hiç unutmam. Esat Altayspor’da oynuyordu. Beni Altayspor’a aldıracaktı. Ancak teskereme 5 ay kala anne-babamın acı haberini aldım. Abim yalnız kaldığı için de onu bırakıp gidemedim ve Adapazarı’na döndüm. Esat’ın yeri bende ayrı olduğu için, ilk oğlumun ismini de Esat koydum. Oğlum Esat da bugün antrenörlük yapıyor.
Türkiye şampiyonu yaptım
Askerden gelince Yıldırımspor’a çağrıldım. Allah bana nasip etti o takımı hem çalıştırdım, hem kalecisi oldum ve 1960 yılında Türkiye Şampiyonu yaptım. O dönem ihtilal var, asker başımızda. Kupamızı asker nezaretinde aldık.
Yıldırımspor’da 15 sene oynadım ve rahmetli Halil Kocacık’ın girişimleri ile Yıldırımspor Tesisleri’ni yaptık. Yine rahmetli Belediye eski Başkanı Ünal Ozan’ın emeklerini de unutamam. Dönemin belediye başkanı ve bu tesisler O’nun eseri…
İstifa ettim
1968’de beni Zirai Donatım Fabrikası’na çağırdılar. ‘Seni işçi olarak alalım, sen Donatımspor’u çalıştır’ dediler. Donatım’a girdim ve ilk sene takımı Sakarya şampiyonu yaptım. 2. sene takım 3ncü olurken, 3. seni yine şampiyon. Sonra fabrika genel müdürünün talimatı ile benden habersiz 3 futbolcu takıma alındı. Bunu duyunca istifa ettim.
Altyapıda çalışmaya başladım
Dönemin Belediye Başkanı Behçet Deryaoğlu’na çıktım. ‘Beden Terbiyesi’nde boş kadro var, beni oraya aldırın’ dedim. O akşam Selahattin Gürdrama, Behçet Deryaoğlu ve Dişçi Lütfü birlikte bir mektup yazıp, dönemin spor bakanına beni gönderdiler. Bakan mektubu alıp, beni kucakladıktan sonra ‘Görevin hayırlı olsun’ deyip, elime kadromu verip gönderdi. 15 günlük evliyim ve işsizim. O anki sevincimi tarif edemem.
Beden Terbiyesi’nde futbol hocası olarak Sakaryaspor altyapısını çalıştırmaya başladım. 1985 yılında Sakaryaspor Teknik Direktörlük görevine getirildim. Bu dönemler içerisinde 21 milli futbolcu yetiştirdim.
Bunlar arasında Muammer Adatepe, Vahdet Duyak, Aykut Yiğit, Oğuz Çetin, Hakan Şükür, Bülent Uygun, Aykut Kocaman, Rahmi Zafer, Nejat Ersin, Atıf Öztoprak, Recep Çetin, Turan Sofuoğlu, Engin İpek, Kemal Ateşli, Doğan Şenoğlu, Volkan Yayın, Özdemir Kırılan yer aldı. 1987 yılında da Beden Terbiyesi’nden emekliye ayrıldım.”
54 yıllık futbol
Kralların hocası Ekrem Karaberberoğlu’nun 54 yıllık futbol hayatı sadece bunlarla sınırlı değil tabii…
Bugün Erenler’de eğitim veren Sanat Okulu da Ekrem Karaberberoğlu’nun eseri. Yoksul bir mahallede oturduğunu söyleyen Ekrem Karaberberoğlu, o dönem meslek okulu yapılması için yer arandığını belirterek, “Evimizin yakınında olan Hilal Kulübü’nün futbol sahasına okulun en uygun yer olduğunu söyledik. Tabii şehrin ileri gelenleri, bizim muhitimize bu okulun yapılmasını istemedi. Biz de Yenicami eşrafı olarak imza toplayıp, Meclise gönderdik. Topladığımız imza ses getirdi ve okulun bizim istediğimiz yere yapılmasına karar verildi. Ben koyu bir Adalet Partiliy’dim. Bu kararda benim Adalet Partili olmam ve sözümün geçmesinin de etkisi oldu” dedi.
Sevinçten ağladım
Ekrem Karaberberoğlu, heykeli dikilmese de, Adapazarı Belediye Başkanı Süleyman Dişli’nin Sakarya’da yetişen değerler adı altında kendi oturduğu sokağın başına lahiyesini koydurması, Karaberberoğlu’na sevinç gözyaşları döktürmüş.
Ekrem Karaberberoğlu ile sohbet ederken, yetiştirdiği futbolcularla olan anılarını da yadediyoruz.
Hakan çok zorladı
Hangi yıldız futbolcuyla neler yaşamış, onları nasıl yetiştirmiş. Önce Hakan Şükür’den bahsediyor Ekrem Karaberberoğlu. Hakan’ın 3 yılda hava topu çıkarmayı öğrendiğini anlatan efsane Hoca; “Hakan, uzun boylu olduğu için, ona önce libero oynattım. Baktım olmayacak santrafor görevini verdim. Antrenman bitiyor, onu ve iki kanat oyuncusu ile stoper Soner’i sahada bırakıyorum. Soner, sert ve kuvvetli bir oyuncu. O’na ‘Hakan’a olabildiğince sert gir’ diyorum. Soner, hava topunda her seferinde Hakan’ı yere yıkıyor. Hakan da bu durumdan yakınıyor tabii. O’na dedim ki; ‘Ayağa kalkacaksın ve Soner’i yere devireceksin.’ Hilafsız aynı tempoda 3 sene hava topu çalıştık. Tokadı yiye yiye hava toplarında rakiplerinden korkmamayı ve mücadele etmeyi öğrendi. Soner’in O’nun gelişmesinde büyük katkısı oldu. Hakan da hiçbir gün bana karşı gelmedi. Benim oyuncularımın hepsinin top tekniği birinci sınıftır. Antrenmanda herkesin bir topu vardı ve iki ayaktan başlayarak baldır, göğüs, kafa dahil top sektirerek çalışılırdı” şeklinde konuştu.
Türkiye’yi ayağa kaldıracaktı
Oğuz Çetin’in babasının Şekerspor’da oynadığını ve daha önce de Gençlerbirliği’nde çok iyi bir kanat oyuncusu olduğunun altını çizen Ekrem Hoca, Oğuz Çetin’in çok efendi bir çocuk olduğunu belirterek şunları söyledi;
“Oğuz, hiç etliye-sütlüye karışmazdı. Oğuz’u, A Takıma önerdim ve aldık. Herkesin bir hatası olmuş ve benden mutlaka bir tokat yemiştir. Oğuz ise kendi halinde hiç hatası yok. Ama ben ileride büyük bir takıma gittiğin zaman Ekrem Hoca’nın tokadını yemedim dememesi için, bir gün yanıma çağırıp ensesine bir tokat patlattım. Oğuz çok iyi bir oyuncuydu. Oğuz, Aykut, Serdar ve Turan Fenerbahçe’ye verildi. O zaman isyan etmiştim. Çünkü Oğuz bir sezon daha bizde kalsaydı, Türkiye’yi ayağa kaldıracaktı.
Beşiktaşlı oldu
Beşiktaş’ın en gözde futbolcularından biri olan Recep, Karasu’nun İhsaniye Köyü’ndendi. Köy çocuğu olduğu için kuvvetli iyi bir yapısı vardı. Recep, bir maçta sakatlandı. Önümüzde Beşiktaş maçı var. Recep’in ayağına masaj yapıp, bileğini sarıp ayakkabısını giydirdik. Öyle bir futbol oynadı ki, Beşiktaş’ın gözü o gün Recep’te kaldı. Sonra Recep, Beşiktaşlı oldu. Ardından Milli Takım, süper paralar kazandı.”
Tam bir beyefendi
Aykut Kocaman’ın yerinin çok başka olduğunu söyleyen Ekrem Karaberberoğlu, Aykut Kocaman’ı ise bakın nasıl anlattı; “Aykut bambaşka bir çocuktu. Dört dörtlük bir beyefendi. İstanbul Altınmızrak’tan Sakaryaspor’a transfer oldu. Anatomik yapısı çok küçüktü. Aykut’u ilk antrenmanda gördüm ve bu çocuk çok iyi diye düşündüm. O günlerde Teknik Direktör Necdet Niş hastalandı ve dönemin Kulüp Başkanı Tuncer Tepe beni çağırarak, sezon sonuna kadar takımın başına geçmemi istedi. Kocaelispor’la maçımız var. Kadroda sağ açığa Aykut’u koydum. O zaman Yardımcı Antrenör Enver Katip itiraz etti. Dedim ki, ‘Bu çok çabuk ve yetenekli. Oynatalım eğer aksarsa değiştiririz.’ Aykut o maçta muhteşem bir performans sergiledi. Aykut sayesinde o gün penaltı kazandık ve nur içinde yatsın büyük Aykut da penaltıyı gole çevirdi. O günden sonra Aykut, takımın değişmez oyuncusu oldu.”
Çok başarılıydı
Ekrem Karaberberoğlu’nun en başarılı bulduğu talebelerinden biri, Bülent Uygun. Belkide kendisinden en çok tokat yiyen oyuncu olduğunun da altını çizen Ekrem Hoca, Bülent Uygun’u ise şu cümlelerle anlatıyor;
“Bülent’in, Hulusi diye bir arkadaşı vardı. Zengin bir ailenin oğlu. Bir gün bisikletimle stada giderken Hulusi ile Bülent’i son model bir arabanın önünde Atatürk Lisesi önünde beklerken gördüm. Bir baktım iki kız geldi arabaya biniyorlar. Arkadan Bülent’e seslendim, ‘Saat 14.00’te antrenman var. Geç kalma’ diye. Bülent antrenmana geldi, ama korkudan titriyor. Kenara çekip, ‘Bak oğlum, sen Hulusi ile aşık atmaya kalkma. Onun ailesi zengin. Çiftlikleri, malı-mülkü var. Sen yetenekli bir çocuksun ve ekmeğini futboldan yiyeceksin. Bana erkek sözü ver, futboldan başka bir şey düşünmeyeceksin’ dedim ve bana söz verdi. Bülent çok başarılı bir futbolcu oldu.”
Arayıp - sormuyorlar
Ekrem Hoca, oyuncu yetiştirdiği dönemlerde sert biri olarak biliniyor. Gerektiğinde talebelerine tokat atmaktan çekinmeyen bir yapısı var. ‘Kızını dövmeyen, dizini döver’ atasözünden yola çıkan Ekrem Hoca, ‘Oyuncusunu dövmeyen, dizini döver’ diyor. Birçoğu şöhret olmuş futbolcuların, bazılarının antrenörlük yaptığını söyleyen Ekrem Karaberberoğlu, yetiştirdiği oyuncuların kendisini pek arayıp sormadığından yakınıyor.
Bazı futbolcuların kendisini gördüğünde bile tanımamazlıktan geldiklerini gözleri dolarak anlatan Ekrem Hoca, bayramlarda kendisini hiç unutmayıp arayan 4 futbolcu ismi sayıyor. Bunlar Bülent, Rahim, Şaban ve Soner…
Hacca gönderdiler
Haliyle ilk aklımıza Hakan Şükür geliyor. ‘Hakan, hiç aramıyor mu?’ sorumuza, “Arıyor diyemem. Ancak Hakan’dan Allah razı olsun, Bülent Uygun, O ve oğlum Esat bir olup, eşimle beni hacca gönderdiler” diyor.
Herkes borçlu
Esat Karaberberoğlu, Sakaryaspor’un bugün düştüğü durum karşısında hayli üzgün. Bir zamanlar 4 büyükle Süper Lig’de oynayan bir takımın bugün 2. Lig’de olması O’nu haliyle fazlasıyla üzmüş. Ekrem Karaberberoğlu, son olarak bu şehri yönetenlere seslenerek, “Bu takım bu şehrin markası. Bu takıma bu şehirde yaşayan, bu şehrin ekmeğini yiyen herkesin borcu var. Bugün bu borcu ödeme zamanı. Valisinden belediye başkanına, işadamından esnafına herkes yardım etmek zorunda” diyor.